3000 TL VE ÜZERİ KARGO ÜCRETSİZ

İmece sofraları, Anadolu’nun en kıymetli miraslarından biriydi. Çünkü zeytinliklerde yalnızca zeytin değil; birlik, dayanışma ve dostluk da toplanırdı. Gün batımının kızıllığı dalların arasından süzülürken, toprak kokusuna karışan taze zeytin rayihası etrafa yayılırdı. Çocukların kahkahası zeytinlikte yankılanır, büyüklerin sohbetine eşlik ederdi. Ekmeğe bandırılan yağın kokusu, hem sofrayı hem de yürekleri doyururdu. O sofralarda herkes emeğin değerini bilir, paylaşmanın tadına varırdı.
Hasadın Ardından Kurulan Sofralar
Zeytin toplama işinin ardından gelen en güzel an, imeceyle kurulan sofralardı. Gün boyu dallara asılıp yorulan eller, akşam olduğunda aynı sofrada buluşurdu. Büyükçe bir ağacın gölgesine serilen masa bezinin etrafında, kalaylı tabaklar parıldar; bakır tencerelerde pişen zeytinyağlı yemeklerin kokusu köyün her yanına yayılırdı. Sohbet eşliğinde uzatılan tabaklar, aynı ekmekten koparılan lokmalar yılların dostluğunu pekiştirirdi.
O sofralarda statü, unvan ya da ayrım olmazdı. Herkes yan yana oturur, aynı kazan kaynar, aynı kaşık paylaşılan yemeğe dalardı. Büyük kazanlarda pişen yemekler eşitçe dağıtılır, günün yorgunluğu birlikte atılırdı. Sıcacık muhabbet, gökyüzünde parlayan yıldızlarla birleşir; sofrada sadece karınlar değil, gönüller de doyardı.
İmece sofralarında zeytinyağı yalnızca yemeklere lezzet katmazdı; aynı zamanda herkesi aynı tabakta, aynı ekmek lokmasında buluşturan görünmez bir bağ olurdu. Büyük kazanlarda kaynayan yemeklerin ortak tadı, sofraya oturan herkesin eşitliğini, emeğini ve paylaşılan sevinci simgelerdi. Zeytinyağı, o sofraların hem bereketi hem de birleştirici gücüydü.
Bugünün Sofralarına Davet
Nermin Hanım Zeytinliği’nde üretilen her damla yağ, işte bu kültürün sessiz devamıdır. Şişelere dolan yalnızca yağ değildir; emeğin, dayanışmanın ve bereketin ruhudur.
Sofranıza kattığınız her damla, geçmişin imece sofralarından bugüne uzanan görünmez bir köprüdür. O damlanın içinde, zeytin dallarının arasından süzülen güneşin ışığı da vardır, toprağa karışan alın terinin izleri de.
Kış aylarında mutfak dolabınızdaki veya balkonunuzdaki zeytinyağının bulandığını, beyazladığını, hatta tamamen donarak katılaştığını fark etmiş olmalısınız. Çoğu tüketici bu manzarayla karşılaştığında "Zeytinyağım bozuldu mu?" ya da "İçine başka bir yağ mı karıştırıldı?" diye endişelenir.
Pazar sabahı, taze demlenmiş çayın kokusu tüm evi sarmış... Fırından yeni çıkmış, dumanı üzerinde tüten kızarmış ekmeğinize sürecek, iştah açıcı o "kırmızı" lezzeti arıyorsunuz. Baharatın sıcaklığı, sarımsağın aroması, cevizin dişe gelen kıtırlığı ve tüm bunları birbirine bağlayan kaliteli zeytinyağının o meyvemsi dokunuşu...
Mutfağınızda yeni bir heyecan, tezgâhın üzerinde minicik bir mama kasesi ve taze haşlanmış sebzelerin o hafif buharı... Bebeğinizin ilk ek gıdasıyla tanışacağı o an, bir ebeveyn için hem en gururlu hem de en titizlendiği anlardan biridir. Şişenin kapağını açtığınızda burnunuza gelen o taze çimen ve çağla kokusu, sadece doğanın bir ikramı değil, evladınızın geleceğine yapacağınız en doğal yatırımdır.