3000 TL VE ÜZERİ KARGO ÜCRETSİZ
Ege’de Zeytinyağıyla Başlayan Bir Hayat Ritüeli
Ege'nin narin sabahlarında, denizin tuzu henüz havada asılıyken, bir gelenek sessizce yaşatılırdı. Hamile kadınların karnına, her cuma sabahı birkaç damla zeytinyağı sürülürdü. Bu sadece bir bakım değil, aynı zamanda bir dilekti: “Kolay doğsun, sağlıklı olsun, teni nazlı olmasın…”Zeytinyağı yalnızca sofraların değil; Ege insanının doğaya ve yaşama yaklaşımının da bir simgesiydi. Doğadan alınan bu sade armağan, yaşamın başlangıcına, daha nefes alınmadan önceye bile yerleşmişti.

Yağla Yıkanmak: Arınmanın ve Bereketin Ritüeli
Doğumdan sonra yapılan ilk yıkama da sıradan bir banyo değildi. Kaynatılan suya birkaç damla zeytinyağı eklenir, bebek dikkatle silinir, “Arınsın, bereketle büyüsün” denirdi. Zeytinyağı burada sadece bir temizlik maddesi değil, yeni doğanla kurulan bağın ilk temas noktasıydı. Yumuşak, koruyucu ve doğal… Henüz parfüm ya da sabun kavramı yokken, en saf haliyle bedenle buluşan zeytinyağı, bebeğin cildini hem nemlendirir hem de mikroplara karşı korurdu.
Gelenekten Günümüze: Zeytinyağının Şefkati
Bu ritüel sadece geçmişin bir anısı değil. Bugün hâlâ Ege’de, Akdeniz’de pek çok aile bebeklerini zeytinyağıyla tanıştırıyor. Cilt bakımında, saç maskelerinde, hatta duygusal şifada bile zeytinyağının yeri yeniden keşfediliyor. Nermin Hanım’ın zeytinyağları, bu binlerce yıllık geleneği doğallığından hiçbir şey kaybetmeden sunar. Kimyasal katkı maddesi içermez, doğadan sofranıza ya da cildinize aynı şefkatle ulaşır.
Bugün de Bir Damla Şefkat Mümkün
Zeytinyağı, Ege’de doğan çocukların ilk hediyesiydi. Bugün ise, şehir hayatının karmaşasında bu kadim yumuşaklığa yeniden ihtiyacımız var. Cildinizi, saçınızı ya da sofranızı Nermin Hanım’ın zeytinyağlarıyla tanıştırın. Sadece lezzet değil, huzur da bulacaksınız.
👉 Zeytinyağlarımızı Keşfedin...
Geleneklerin bu güzel tarafını birlikte yaşatalım.
Pazar kahvaltısına oturdunuz. Tabağınızda bembeyaz bir kalıp peynir duruyor. Çatalınızı batırdığınız o anı hayal edin... Peynir un gibi dağılıp parçalanıyor mu, yoksa çatalın ucunda asil bir bütünlükle mi duruyor? Ağzınıza attığınızda damağınızı saran o yoğun süt aroması, hafif tuzlu ve hafif ekşimsi o mükemmel dengeyi hissediyor musunuz?
Zeytinliklerimizde mevsimin döndüğü, rüzgarın serinlemeye başladığı günleri hayal edin. Dallar önce canlı, parlak bir yeşile bürünür; zeytinler henüz "gençtir", serttir ve hayat doludur. Sonra zaman ilerler, kış güneşiyle birlikte o yeşil taneler yavaşça mora, ardından siyahın en asil tonuna döner; zeytin "olgunlaşır", yumuşar ve yağlanır.
Ekim ayının serin sabahında, Kaz Dağları’nın eteklerindeki zeytinliğimizde olduğunuzu hayal edin. Elinizle dalından kopardığınız o taze, yeşil zeytini hafifçe sıktığınızda parmaklarınıza bulaşan o yoğun, meyvemsi koku... İşte o koku, zeytinin içindeki yaşam enerjisidir. O taze çimen, çağla ve domates sapı kokusunu şişenin içine hapsedebilmenin tek bir yolu vardır: Isıya meydan okumak.