3000 TL VE ÜZERİ KARGO ÜCRETSİZ
Nermin Hanım Zeytinliği’nin bereketli topraklarında, kökleri sekiz buçuk asır öncesine uzanan bir zeytin ağacı yaşıyor.
Düşünün, tam sekiz buçuk asırdır aynı toprakta, aynı gökyüzünün altında nefes alıyor. Her yıl yeniden filiz veriyor, her mevsim toprağın bereketini meyvesine taşıyor.
Bu anıt ağaç sadece bir zeytin ağacı değil; yaşayan bir tarih, sessiz bir tanık…
Dalları yüzyılların rüzgârını, gövdesi nice insanın gölgesini görmüş. Her dalında bir hikâye, her zeytininde bir geçmiş saklı.

Zeytin ağaçları, geçmişimizle geleceğimiz arasındaki köprüdür. Biz onları korudukça onlar bizden çok daha uzun yaşarlar. 850 yaşındaki bu ağacımız hâlâ meyve veriyor.
Doğa bizimle sessizce konuşuyor, “Hayat devam eder, yeter ki köklerine sahip çık.”
Her bir zeytin tanesi, geçmişten bugüne uzanan bir miras gibi. Nermin Hanım Zeytinliği'nde bu ağacın gövdesine dokunduğunuzda, sanki geçmişe dokunursunuz kabukların arasında yüzlerce yılın hikayesi gizlidir; bir köyün , bir toprağın, bir kültürün belleği...
Bizim için bu kadim ağaç , sadece doğanın bir mucizesi değil ; aynı zamanda korunması gereken bir mirastır.
O, kökleriyle geçmişe; dallarıyla geleceğe uzanan bir hikâye. Her zeytin tanesiyle zamana meydan okuyan, sessiz ama güçlü bir hayat...
Bizim tek görevimizse, bu hikâyeye sahip çıkmak.
Çünkü bazı miraslar konuşmaz , sadece kök salar...
Mutfağınızda hafif bir buhar, taze haşlanmış kabağın o tatlı kokusu ve tezgâhın üzerinde duran minicik bir mama kasesi... Bebeğinizin o meraklı bakışları eşliğinde ilk kaşığı ağzına götürdüğü o an, sadece yeni bir tadın değil, bir ömür sürecek sağlıklı beslenme alışkanlığının da ilk adımıdır.
Mutfakta taze toplanmış marulların, körpe salatalıkların ve mis kokulu domateslerin birleştiği o iştah açıcı salatayı hazırladınız. Üzerine erken hasat zeytinyağınızı gezdirdiniz. Şimdi o son, can alıcı dokunuşta sıra: Şişeyi eğdiğinizde akan o koyu yakut rengi, genzinizi hafifçe sızlatan mayhoş koku ve damağınıza değdiği an yayılan meyvemsi derinlik...
Sofraya oturdunuz, tabağınıza biraz zeytinyağı döküp taze bir ekmek banacaksınız. Beklentiniz ne? İpek gibi boğazınızdan kayıp giden, hafif ve meyvemsi bir tat mı; yoksa dili hafifçe kamaştıran, genzinizi yakan, "Ben buradayım!" diyen baskın bir karakter mi?